Yüksek Sesle Yesenin Okunan Bir Toplantıdayım
Sergey Yesenin’in sevgi dolu hâtırasına ithafen, ki şöyle yazmıştı:
До свиданья, друг мой, до свиданья.Милый мой, ты у меня в груди.Предназначенное расставаньеОбещает встречу впереди.До свиданья, друг мой, без руки, без слова,Не грусти и не печаль бровей,-В этой жизни умирать не ново,Но и жить, конечно, не новей.Yüksek sesle Yesenin okunan bir toplantıdayımSopranonun camdan sesi kalpler kırıyor.Dışarıda yağmurun karanlık eliyağmurun elleri kulağındadır.Yüksek sesle Yesenin okunan bir toplantıdayımAğlıyor yanımda bir arkadaşımSanki Yesenin, kollarımızdaBizim kollarımızda can vermiş gibi.bir başkası gözlüklerini çıkarıyor vesiliyor gözlerinin paslı yaşını.pencere kenarında iki güvercineğerek başlarını, selamlıyorlar.şiiri okuyan şedit, merhametsiz seskırıp parçalıyor kalplerimizi.cam kırıkları gibi yerler; kırıp kalpler vesöylenmemiş sözlerle doludur şimdi.çay getiriyor bir başkası, bakır tepsiyleelleri titriyor sevgi ve hınçtandışarıda yağmur mavi, karanlıkyağmurun elleri kulağındadır.belki bir yüz yıl kaldıktan sonra,şiir ve dostlukla dolu bu yerdeDışarıda, başka bir an’da tufan çıkarakbelki bambaşka bir yağmur yağacak.O yağmur da Yesenin gibi saf ve temizdir,ya da radyasyonla yüklü olacak.o yağmur öldürecek mi çocuklarımı?yahut çiçek kokulu, dehşetli serin,camlara dolu vuran bahar gününde,yürüyecek mi el ele, yine aşıklar?Yüksek sesle Nâzım Hikmet, okuyordum ben.bir arkadaşım, şarap dolduruyordubir başkası köşede cıgara yakmışölen anasını düşünüyordu.artık cigaramızı yaktığımızda,aklımıza ölen anamız değilihanet haberin mi gelecek böyle?sanki bir ahbabımız, bizden uzaktakıvranarak ölmüş, yok olmuş gibialevler sararak, yüreğimizi…diyorum ki Brest’e kadar sen benimle gel.çantanda trenin dumanı gelsin.Yüksek sesle Neruda okunuyordu.Gençten biri, usulca flüt çalarakBize nefesini gönderiyordu.Eskilerden bir ses, kulağımıza,Sanki seslenerek, şöyle diyordu:Görelim seni de, güzel çocuğum.-yap arkadaşına bir akompanyeman!şiiri okuyan, ruhlarımızıeski püskü bir paçavra gibiburuşturup çöpe fırlatıyordu.iyi arkadaş olduk sonra onunla,prova yaptığı mavi kağıdıhatırâdır, sakla diye bana vermişti.Vistula suyunun dili yok, olsaolsaydı ateşten yanardı belki.dili yok. olsa idi acıdanacıdan, belki hiç konuşamazdıPablo Neruda ise konuşurdu hepbelli ki Vistula kadar acısı yoktu...Yüksek sesle Vanya dayı okunuyorduyaşamak nasıl da zor, nasıl acıydı.oysaki dayıcığım, yaşanacaktı.yaşanacaktı acıyla ve ölünecekti.her gün her saniye çirkin yüzleriher köşe başında görsek de yine…Neva nehrinin kıyısındayım.bilemezsin o gece nasıl beyazdı.ellerim cebimdeydi, beni görmedin.köprüden aşağı durup tükürdüm.Tükürdüm, bu çirkin dünyadan geride banaGeride yaşamdan her ne kaldıysa.Neva aldı içine- ve kabul etti.dedi ki; “bilemezsin, bilemezsin ben,neleri içime alıp susturdum Onur.”Yüksek sesle Yesenin okunanYesenin’le dolu bir toplantıdayım……………………..…………………..İlk defa Güneş Damlaları sitesinde yayınlandı.
Yorumlar